Düşünce Liderleri
Yapay zekâ hastaneye girdiğinde: Doktorlar ve hastalar için neler değişiyor?

Önceki yazımda, tıbbi yapay zekâyı iş dünyası açısından ele almış, teknoloji şirketleri için yarattığı fırsaklara odaklanmıştım. Ancak yenilik ve yeni pazarlar yaratma potansiyelinin ötesinde, daha temel bir soru var: Bu teknolojiler, onları kullanan doktorlar ve onlara güvenen hastalar için ne fark yaratacak? Sonuçta tıbbi yeniliğin gerçek değeri, sağlık hizmetlerinin niteliğini ve erişilebilirliğini iyileştirme becerisinde yatıyor. Üstelik sağlık hizmetlerinin nasıl sunulabileceği konusunda şimdiden kayda değer değişiklikler görüyorum.
Personel açığı sağlık hizmetlerinde otomasyonu nasıl hızlandırıyor?
Hastanelere, kadrolu çalışanların müsait olmadığı zamanlarda onların yerine görev yapan hemşireler de dâhil olmak üzere geçici sağlık personeli sağlayan bir şirketin sahibi olan bir girişimci tanıyorum. Süregelen personel açığı göz önüne alındığında, böyle bir şirketin işlerinin yolunda gitmesini bekleyebilirsiniz. Ancak girişimci, sağlık çalışanı temininde uzmanlaşmış şirketlerin bile yeterli sayıda nitelikli personel bulmakta zorlandığını söylüyor.
Hastaneler onlarca yıldır doktor ve hemşire açığıyla karşı karşıya. Yeni sağlık çalışanları yetiştirmek ciddi zaman ve kaynak gerektiriyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde tıp eğitimi çok pahalı olabiliyor; yıllar süren öğrenim ve klinik eğitim de beraberinde maddi ve psikolojik baskı getiriyor. Doktorlar eğitimlerini tamamladıktan sonra bile yüksek stres, büyük sorumluluk ve sürekli zaman baskısıyla karşılaşıyor.
Bu nedenle doktorlar bazen her hastayla yalnızca birkaç dakika geçirebiliyor; bu sürede belirtileri değerlendirip olası tanıları gözden geçirmeleri, tetkikler istemeleri ve gerekli kayıtları tamamlamaları gerekiyor. Bu iş yükü hata riskini artırıyor ve hastalarla anlamlı bir iletişim kurmaya daha az zaman bırakıyor. Üstelik yalnızca daha fazla personel işe almak da sorunu çözmeye yetmeyebilir.
Bu nedenle, süregelen personel açığının ve artan iş yükünün hastanelerde yapay zekâ kullanımını hızlandıran başlıca etkenler arasında yer alacağına inanıyorum.
Doktorlar hangi işleri yapay zekâya emanet edebilir?
En kullanışlı uygulamalardan biri, doktorlarla hastalar arasındaki konuşmaları kaydeden, görüşmeleri özetleyen ve klinik kayıtların hazırlanmasına yardımcı olan yapay zekâ destekli sistemlerdir. Doktorlar notları elle yazmak için zaman harcamak yerine, gözden geçirip gerektiğinde düzenleyebilecekleri bir taslak alıyor.
Bu araçların faydaları klinik uygulamalarda şimdiden görülmeye başlandı. JAMA’da yayımlanan Nisan 2026 tarihli bir çalışma, ABD’deki beş tıp merkezinde çalışan 8.500’den fazla sağlık profesyonelinin verilerini inceledi. Yapay zekâ destekli belgeleme araçlarını kullanmaya başlayan klinisyenlerin klinik notlara ayırdığı süre ortalama %10 azaldı. Bu, planlanmış hasta ziyaretlerinin sekiz saatlik her dönemi başına yaklaşık 16 dakikaya karşılık geliyor.
Bir başka örnek, yapay zekâ destekli ayırıcı tanıdır. Karnı ağrıyan ve vücudunun sol tarafında karıncalanma hisseden bir hastanın doktora gittiğini düşünün. Yapay zekâ sistemi belirtileri analiz ederek araştırılması gereken birkaç olası nedeni sıralayabilir. Kesin tanıyı koymaz; ancak doktorun olasılıkları listelemesine, takip sorularını belirlemesine ve hangi tetkiklerin gerekebileceğine karar vermesine yardımcı olabilir. Bu tür araçlarla uygulamada şimdiden karşılaştım ve bunların tıbbi görüşmelerin olağan bir parçası hâline gelmesini bekliyorum. Ancak bu araçlar haklı bir kaygıyı da beraberinde getiriyor: Yapay zekânın ürettiği önerilere güvenmek, zamanla doktorların bağımsız akıl yürütme becerisini zayıflatabilir mi? Bir sistem hazır yanıtlar sunduğunda, özellikle de her hastaya ayrılan zaman zaten çok kısıtlıyken, sonuçlarına güvenmek cazip gelebilir.
Ancak konunun bir de başka bir yönü var. Bir doktor ne kadar deneyimli olursa olsun, bilgisi kaç hastayı tedavi ettiğine, aldığı eğitime ve incelemeye zaman bulduğu araştırmalara bağlı olarak şekillenir. Yapay zekâ modelleri ise tek bir doktorun hiç karşılaşmamış olabileceği vakalar da dâhil olmak üzere, çok daha büyük hacimli tıbbi verilerdeki örüntüleri belirleyebilir.
Tıbbi araştırmalarda bir katılımcı olarak yapay zekâ
Araştırmaya değer bir başka alan da deneyimli uzmanların bile uzlaşmakta zorlandığı karmaşık klinik vakalardır. Günümüzde bu tür vakalar çoğu zaman vaka değerlendirme toplantılarında ele alınır; doktorlar tetkik sonuçlarını inceler, olası tanıları tartışır ve tedavide izlenecek sonraki adımlarda uzlaşır. Yapay zekânın bu tartışmaların yerini alacağını düşünmüyorum, ancak tartışmalara başka bir katılımcı olarak dâhil olabileceğini hayal edebiliyorum.
Bunun uygulanabileceği birkaç yol var. Birden fazla model aynı klinik vakayı birbirinden bağımsız biçimde analiz edebilir; böylece doktorlar bulguları karşılaştırıp uzlaşılan veya farklılaşılan noktaları belirleyebilir. Bir başka seçenek de tek bir modelin vakayı farklı analiz yaklaşımlarıyla birkaç kez incelemesi ve sonuçların daha sonra değerlendirilmek üzere bir araya getirilmesidir.
Elbette, yapay zekâ modellerinin aynı görüşte olması doğru sonuca ulaştıkları anlamına gelmez. Modeller benzer sınırlılıklara sahip olabilir, benzer eğitim verilerine dayanabilir ve aynı hataları yapabilir. Yine de bu ek bakış açıları tutarsızlıkları ortaya çıkarmaya, nadir hastalıklara dikkat çekmeye veya doktorların başlangıçta aklına gelmeyen olasılıkları önermeye yardımcı olabilir.
Ancak yapay zekânın bu tür tartışmalara anlamlı bir katkı sunabilmesi için tek tek test sonuçlarından fazlasını dikkate alması gerekir. Keymakr bünyesindeki çalışmalarımızda, bu geniş klinik bağlamın önemini bizzat gördüm. Bir ultrason görüntüleme projesinde, aynı hastalardan farklı zamanlarda, bazen günde birkaç kez, bazen de aylar sonra alınan taramalar üzerinde çalıştık. Ekip, hastaların muayene geçmişleri boyunca meydana gelen değişiklikleri de hesaba katarak anatomik yapıları işaretledi ve olası anormallikleri uzmanların incelemesi için belirledi.
Tek tek kayıtlardaki küçük tutarsızlıklar, veri kümesinin tamamına yayılan ilgili verilerin yorumlanmasını etkileyebilir. Bu deneyim, hastanın tıbbi geçmişini bir bütün olarak değerlendirmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi; karmaşık klinik kararları destekleyen yapay zekâ sistemleri için de bu yaklaşım aynı ölçüde vazgeçilmez olacaktır.
MR Cihazı Olmadan MR
Ancak tanı koymak, yalnızca tıbbi verileri doğru yorumlamaktan ibaret değildir. Bu verilere en başta erişebilmek de gerekir. Scryon‘un önerdiği bir etkinlikte karşılaştığım en ilginç yapay zekâ projelerinden biri tam da bu sorunu ele alıyor. Bir geliştirici ekibi, BT taramalarını ve belirli açılardan çekilmiş birkaç röntgen görüntüsünü kullanarak yapay zekâ aracılığıyla MR benzeri bir görüntü oluşturmanın yolunu bulmuş. Fikir, son derece pratik bir sorundan doğmuş: MR cihazları pahalı ve hastalar bazen tetkik için aylarca beklemek zorunda kalıyor; oysa röntgen ve BT cihazları çok daha yaygın.
Şimdilik teknoloji diz üzerine odaklanıyor; ancak geliştiriciler bunu başka eklemlere de genişletmeyi değerlendiriyor. Ekibe göre oluşturulan görüntüler, görüntüleme teknikleri farklı fiziksel ilkelere dayansa da MR taramalarına benzer bilgiler sunmayı amaçlıyor.
Ekip, bir başka pahalı tıbbi cihaz geliştirmek yerine mevcut görüntüleme teknolojisini kullanıyor ve yapay zekâ destekli görüntü oluşturma yoluyla bu teknolojinin yapabileceklerini genişletiyor.
Sınır Tanımayan Ameliyathane
Önümüzdeki on yıl içinde, tüm tıbbi süreçlerin en az yarısında yapay zekânın şu ya da bu biçimde rol oynayacağını düşünüyorum. Tıbbi veri analizinden tanı desteğine ve ameliyatlar sırasında gerçek zamanlı yapay zekâ rehberliğine kadar geniş bir uygulama yelpazesinden söz ediyorum.
Uzun vadede bu teknolojiler, sağlık hizmetlerine erişimin önündeki mali, kurumsal ve hatta coğrafi engellerin aşılmasına da yardımcı olabilir. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki deneyimli bir cerrahın Hindistan’daki bir çocuğun ameliyatına destek olduğunu ya da Hindistan’daki bir uzmanın Kanada’daki bir hastanın tedavisine, ameliyathanede fiziksel olarak bulunmadan yardımcı olduğunu düşünün. Robotik, uzaktan kumanda sistemleri ve yapay zekâ destekli cerrahi yardım alanlarındaki ilerlemeler, bu tür senaryoları mümkün kılabilir.
Bu yöndeki ilk adımları şimdiden görüyoruz. Örneğin Proximie platformu, cerrahların ameliyathanelere uzaktan bağlanmasına, işlemleri gerçek zamanlı olarak izlemesine ve sahadaki sağlık ekipleriyle iş birliği yapmasına olanak tanıyor. Sistem canlı video, sesli iletişim ve görsel açıklama ekleme özelliklerini destekliyor; ayrıca cerrahi iş akışı verilerini analiz etmek için yapay zekâdan yararlanıyor. Bu, cerrahların artık her türlü ameliyatı uzaktan gerçekleştirebileceği anlamına gelmiyor; ancak uzmanların aynı ameliyathanede bulunmadan bilgi ve deneyimlerini paylaşmalarına ve rehberlik sunmalarına imkân veriyor.
Sağlık hizmetlerine erişimi iyileştirmenin, tıbbi yapay zekânın temel hedeflerinden biri olması gerektiğine inanıyorum. Önemli olan, bu teknolojilerin tanı testleri için bekleme sürelerini kısaltmaya, sağlık çalışanlarının iş yükünü hafifletmeye ve doktorların hastalarına daha fazla zaman ayırmasını sağlamaya yardımcı olup olamayacağıdır. Sonuç olarak tıbbi yapay zekânın başarısını, onun sayesinde zamanında ve nitelikli sağlık hizmeti alabilen kişi sayısındaki artışla ölçerim.












